Ana içeriğe git   Paylaşıma git
Sol tarafta yarım ay biçiminde latin alfabesiyle, aşağıda braille alfabesiyle Engelsiz Erişim yazısı ve ortada güneşin içinde uçan bir kuş...

Yakınlaş

     
Ara

Sergi Ve Sezgi

Engelsiz Kültür Sanat

YazarMürşide Vural

Tarih30.10.2011

Toplam okunma587

23.10.2011 tarihinde bir resim sergisine gittim. Bir görme engelli olarak resim sergisi gezdim. Sanatçı; Sn ressam İsmail Acar eserlerinin kıymetinin ne kadar farkında ki, eserlerinin her kese ulaşmasını, her duyuya hitap etmesini sağlamayı amaçlamış. Kuşkusuz bunda empatik biri olmasının ve insana verdiği önemin büyük olmasının da yüksek payı var. Zaten öyle değil midir? İnsan kendisine önem verdiği ölçüde başkalarına önem verir veya öz güveni yüksek olan kişiler başkalarına karşı da daha güvenli yaklaşır. Yani, kişinin kendine güveni ölçüsüyle orantılı olarak daha geniş kitlelere hitap eder.

Sayın Acar yağlı boya resimler çizmiş, tablonun yanına da o tabloyu dokunarak anlamamızı sağlayacak şekilde kabartılı halini çizmiş. Bazı ünlü tabloların da üç boyutlu hallerini sergisine eklemiş. Hep adını duymuş olduğum “kaplumbağa terbiyecisi” resmini dokunarak kavrama fırsatı bulmuş oldum. Bunlar güzel şeyler. Yani, ünlü bir resmi tanıma fırsatı ama daha güzeli Sayın Acar’ın sergisinde hedef kitlesi içerisinde yer almak. İsmail Bey’in görmeyenleri de toplumun bir parçası olarak kabul etmesi ve onların algılarına hitap edecek çalışmalar yapması sayesinde bu topluma ait olduğumuzu hatırlatması en güzeli. Çünkü öncelikle şahsım adıma söyleyeyim; Günümüzde bilim, teknoloji ve sanat vb. alanlarda o kadar çok şey üretilmesine rağmen, bunlardan iyimser bir tahminle sadece binde biri görme engellilerin kullanımına uygun olarak üretiliyor. Bu da görme engellileri sosyal hayatta ihtiyaçlarını karşılamak için hep kendi çözümlerini kendi başlarına bulmaya yönlendiriyor. Mübala gibi algılanabilir ama toplum içinde iş, eğitim vb. durumlarda kendimi hep yuvasını kendi kuran kuşa benzetirim. Bu da bende bazen yorgunluk ve yalnızlık hissi uyandırıyor.
Neyse ki, son yıllarda yeni yeni başlayan ve daha çok başında olan sembolik çalışmalar; sesli betimlemeli filmler, tiyatrolar, sesli ATM’ler, sesli trafik ışıkları ve anons sistemi olan toplu taşıma araçları veya dokunsal çözümler sayesinde bu dünyada var olduğumu hatırlıyor, cismimi ve ruhumu hiçlik duygusundan kurtarıyorum. Ümit ederim ki, sosyal hayattaki bu çalışmalar başladığı gibi devam eder. Böylece biz görmeyenleri yuvamızı kurma ve var olma mücadelesinden kurtarıp, Sadece yaşama mücadelesi verme düzeyine yükseltir.

Paylaş:

Google Plus LinkedIn

Yorumlar

Kayıtlı yorum bulunmuyor. İlk yorum yapan sen ol.

Yorum Ekle