Giriş

Derneğimiz 2. Genel kurulunda dile getirilen ve tartışmalar neticesinde son şeklini alan aşağıdaki çalışma ilkelerimiz, Engelsiz Erişim yapısının kurulduğu 2005 yılından bu yana takip ettiği esaslar ve aynı yıl kaleme alınan kuruluş bildirgesinde ortaya konan noktalar göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Böyle bir ilkeler bütünü hazırlamaktaki amacımız, tüm kamu oyuna derneğimizin çizgisini net olarak anlatabilmek ve bundan sonra yapacağımız faaliyetlerde rehber alabileceğimiz bir duruşu ortaya koymaktır. Buna ek olarak, hazırladığımız bu esaslarla engelliliğe bakışımızı da açık bir biçimde göstermeyi arzuluyoruz. Elbette bu ilkeler bütünü zamanla gelişen koşullara bağlı olarak değişiklikler gösterebilir, belirtilen ilkelere eklemeler yapılabilir; ancak Engelsiz Erişim Derneği, eşit, erişilebilir ve engelsiz yaşamın bir insan hakkı olduğu noktasındaki çizgisini her zaman koruyacaktır.

Derneğimizin çizgisini ve çalışma esaslarını ortaya koyan yedi ilke benimsenmiştir. Bu ilkeler şunlardır: engelsiz Yaşam ve engellenmişliklerin ortadan kaldırılması, erişilebilirlik, eşitlik ve ayrımcılığın her türüyle mücadele, bir arada yaşam ve tecritle mücadele, karar mekanizmalarının içinde yer alma mecburiyeti, çözüm odaklı öneriler, anti hiyerarşik yapılanma. Aşağıda bu ilkeler tek tek tartışılarak ele alınmıştır.

Temel İlkeler Ve Açıklamaları

1. Engelsiz yaşam ve Engellenmişliklerin Ortadan Kaldırılması.

2005 kuruluş bildirgemizde de açıkça belirtildiği gibi, bizler kişiyi engelli yapan şeyin fiziksel organlarındaki farklılıklar değil, toplumdaki düzenleme ve önyargılar olduğunu düşünüyoruz. Örneğin kişinin gözlerinin görmemesi, okuyacağı kitaplar yalnızca mürekkep baskılı olduğunda, kullanacağı yazılımlar erişilebilir olmadığında, gideceği yerlere yalnızca kör olduğu için alınmadığında bir engel haline gelir. Başka birinin el ve ayaklarının tutmaması, bulunduğu noktada asansörler olmadığında, sokak ve kaldırımlar hareket etmesine mani olacak araba, kasa, masa gibi bariyerlerle doldurulduğunda, bineceği otobüste rampa olmadığında bir engel haline gelir. Diğer birinin kulaklarının duymaması, dilediği iletişim kanallarını kullanması önlendiğinde, aradığı bilgiler işaret dili veya altyazıyla da kendisine sunulmadığında bir engellilik olur. Zihni farklı çalışan biri, Sağlamcı bakış açısı ve tutumlar nedeniyle yaşadığı alanlardan dışlandığında, bilgiler onun da anlayabileceği formatlarda kendisine iletilmediğinde yaşamda engellenmiş durumda kalır. Konuyla ilgili binlerce örnek vermek mümkün. Burada bizler engelli kavramını Sosyal Model temelinde tanımlayarak Sakatlığı bir engel haline getiren şeyin kişinin bireysel özeliklerinden çok, çevresel düzenleme, tutum ve önyargıların oluşturduğu bariyerler olduğu olgusuyla hareket ediyoruz.

Sosyal Model’e ek ve tamamlayıcı olarak, her engellinin bireysel deneyimlerinin ve farklılıklarının da önemini kabul ediyor, bu doğrultuda kişinin bireysel ihtiyaçları ve çevresel koşullar arasında doğru bir bağ kurulduğunda, fiziksel farklılıkların bir engellilik hali olmayacağı çizgisini benimsiyoruz. Yani Engelsiz bir yaşamın kişinin farklılıklarını bir engel haline getiren her türlü somut ve soyut sınırlamaların ortadan kalkmasından geçtiğini düşünüyoruz. Temel görüşümüz, kişiyi engelli yapan çevresel düzenleme ve tutumların değişmesi halinde, bireyin fiziksel ve zihinsel farklılıklarının engel değil insan çeşitliliğinin bir sonucu haline geleceğidir.

Elbette bu kanaat ve tüm çevresel faktörlerin engelsiz hale gelmesi süreci bir ütopya olarak görülebilir; ancak, bizler sağlamcı bakış açısının normal anormal dayatmasına karşı, engellenmiş kişilerin toplumda herkesle eşit haklara sahip olduğu bir yaşam için mücadele etmeyi ana vizyonumuz olarak görüyor ve bu alanda yapılan her mücadelenin bizleri daha engelsiz hale getirecek bir kazanım olacağı düşüncesini benimsiyoruz. Bu nedenle de, kişiyi engelsiz yapabilecek her adımın değerini bilerek, “hayaller yaklaşmakta olan gerçeklerin gölgeleridir” şiarıyla hareket ediyoruz.

2. Erişilebilirlik

Derneğimizin adında bulunan iki kavramdan biri olan erişim, aslında engelsiz yaşamın temel yöntemi olarak kabul edilebilir. Erişilebilirlik herhangi bir alanda yapılan düzenlemenin engelli bireylerin de ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmasıdır. Bir web sayfasındaki veya belgedeki resimlerin etiketlenmesi, bir otobüse rampa yapılması, bir filmde işaret dili ve sesli betimleme seçeneklerinin de bulunması, bir kitabın farklı formatlarının kullanıcıya sunulması erişilebilirlik örneklerinden bazılarıdır. Burada erişilebilirliği sağlamanın ön şartı, kişinin farklılıklarının bir anormallik ve eksiklik olmadığını benimsemektir. Bunu içselleştirdiğimizde, Örneğin bir yazının mürekkep baskılı olarak okunmasını normal, Braille okunmasını anormal ve eksik bir durum olarak değil, farklı grupların farklı yöntemleri olarak kabul etmiş oluruz. Böyle bir kabul sonrasında da, yaptığımız düzenlemeleri farklı grupların ihtiyaçlarına hitap edebilecek biçimde gerçekleştirmenin bir hakkın teslimi olduğunu benimsemiş oluruz. Yani çoğu kez dillendirdiğimiz üzere, erişilebilirlik bir ayrıcalık değil haktır. Bir yaşam alanında erişilebilirliğin sağlanması, ekstra lüks bir masraf olarak değil, yapılan işin olmazsa olmazı olarak görülmek zorundadır. Bu bilinci topluma ve karar vericilere ne kadar aşılayabilirsek, daha engelsiz bir yaşama giden yolda o kadar mesafe alabileceğimiz kanaatini taşıyoruz.

3. Eşitlik ve Ayrımcılığın Her türüyle Mücadele

Bizler eşitlik kavramını, kişilerin farklılıklarından dolayı ayrı muamelelerle karşılaşmamaları olarak tanımlıyoruz. Günümüzde maalesef insanlar, dilleri, dinleri, ırkları, etnik kökenleri, bedensel ve zihinsel farklılıkları, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, sosyoekonomik durumları ve burada sayamayacağımız bir çok özellikleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır. Engellilere yapılan ayrımcılık da bunlardan farklı değildir. Her bireyin farklı fiziksel ve zihinsel özeliklerinin ona farklı avantaj ve dezavantajlar getirebilme olasılığı tabidir. Fakat bireyler bu özelikleri nedeniyle farklı muamelelere uğrayıp ayrımcılık yaşıyorsa, işte bu da engellilere yönelik eşitsizliği doğuran ana faktör haline gelir.

Ayrımcılık bir tek kanun önünde değil, karşılaştığımız bir çok tutumda da kendini gösterebilir. Son dönemlerde, kimi arkadaşlarımız sırf engelli oldukları gerekçesi ve kendilerine yeterli güvenliğin sağlanamayacağı bahanesiyle bazı spor ve eğlence alanlarına alınmamaktadır. Kimilerimiz sırf görme engelli olduğumuz sonucundan yola çıkılıp, okuma yazma bilmiyor şeklinde damgalanarak banka, noter gibi yerlerde herkesle eşit işlem yapma hakkımıza mani olunmaktadır. Başkalarının Elektronik sınav alma hakları ihlal edilmektedir. Bir çoğumuz yaptığımız iş başvurularından, yapay kandırmacalar çıkarıldığında, sırf engelli olduğumuz için geri çevrilmekteyiz. Oldukça fazla sayıda lise ve üniversite, halen altyapı eksikliği gibi bahanelerle engellileri okullarına almayı reddetmektedir. Engellilerin evlat edinebilmeleri bile çeşitli yönetmeliklerle engellenmiş durumdadır.

Tüm bunlar çeşitli negatif ayrımcılık örnekleridir, ama bununla bitmez. Bir ailenin çocuğunun engelli bir partnerle evlenmesini salt engelinden dolayı reddetmesi de bir ayrımcılıktır, çocuğunun sınıfında engelli birinin olmasını istememekte öyle. Kısaca eğitimden istihdama, Kamusal alanlardan özel yaşama kadar her yerde engellilere yapılan ayrımcılıklar kişilerin ruhlarında hissettikleri bir gerçektir. Bizler Engelsiz Erişim olarak en temel mücadele alanımızı bu ayrımcılıklara karşı bir duruş sergilemek olarak görüyoruz. Engellilerin farklı ihtiyaçlarının onları eksik bireyler yapmayacağı ve bu ihtiyaçlarının karşılanmamasının bir ayrımcılık gerekçesi olamayacağı doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz.

Bunun yanı sıra, pozitif ayrımcılık denilerek hepimize reva görülen ayrıcalıkların da engelliler aleyhine yapılan eşitsizlikleri yeniden ürettiğine inanıyoruz. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, engellilere yapılan eşitsiz muameleler, farklılıkları nedeniyle ayrımcılığa uğrayan toplumun diğer kesimlerinden ayrı tutulmamalıdır. Ayrımcılık her grup için bir insan hakkı ihlalidir. Bu nedenle toplumsal eşitsizlikler tüm kesimlere tanınabilecek haklarla ortadan kaldırılmalıdır. Biz, engellilere pozitif ayrımcılık adı altında tanınan, ancak nihai olarak onları toplumdan daha da uzaklaştıran ve eşitsizliği arttıran hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz. Örneğin, şehir içinde ücretsiz ulaşım hakkı, tüm kent halkı için temel bir hakken, bunu yalnızca engellilere tanımak, o grubu diğerlerinden ayırarak tecrit etmenin ötesinde bir anlam taşımaz. Çoğu zaman sistem, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde de ifade edilen makul uyumlaştırma, uyarlama ve erişilebilirlik tedbirleri almak yerine pozitif ayrımcılık kisvesi altındaki ayrıcalıkları bir rüşvet olarak kullanmaktadır. Örneğin, bir dersteki koşuları ve ders materyallerini engellilerin ihtiyaçlarına göre uyarlamak yerine, bireyin o dersten muaf tutulması tercih edilebilmektedir. Tüm toplu taşıma araçlarını ve onlara giden cadde ve sokakları erişilebilir yapmaktansa, bireylere bu araçları kullanırken yapılan indirim ve ücretsiz fiyat politikaları bir çözüm olarak görülmektedir. Mevcut sınavları erişilebilir, herkesin performansını doğru ölçebilen ve doğru sınav materyalleri, süre uzatımı gibi gerekli uyarlamalarla engelsiz hale getirmektense, ne kadar ölçücü olduğu tartışma götürür ayrı sınavlar düzenlemeyi marifet saymıştır. Bu ve benzerine çokça rastlayabileceğimiz örnekler, engelliler aleyhine bozulan eşitsizlikleri azaltmak şöyle dursun, aslında bunları daha da güçlendirmektedir. Örneğin, okuduğu bölümdeki temel bazı derslerden muaf tutulan bir engelli öğrenci, daha sonra akademik alanda bir kariyer planladığında, tüm bunlar karşısına negatif olarak çıkmaktadır. Veya sırf engelini bahane ederek ayrıcalık talep eden engelli kimse yüzünden, aynı meslekte kariyer yapmak isteyen bir başka engelli zarar görebilmektedir. Kişilerin engelli oldukları için elektrik, su, müze, tiyatro, sinema ve benzeri alanlarda aldıkları indirimler, buralardaki eşitsizlik yaratan gerçek erişilebilirlik sorunlarının irdelenmesi ve çözüm taleplerini azaltmaktadır.

Bunlardan daha önemlisi, uyarlamaların ötesinde, kişiye salt engelli olduğu için tanınan ayrıcalıklar, toplumdaki yardıma muhtaç, zavallı, eksik tutumunu daha da güçlendirmektedir. Ayrıca makul gerekçelere dayanmayan ayrıcalıklar, engellilerin daha da ötekileşmesine katkı yapmaktadır. Bu nedenle, kişinin toplumda eşit bireyler olarak konumlanmasını önleyecek ayrımcılık ve ayrıcalıkların her türüyle aynı ölçüde mücadele etmek, derneğimiz temel ilkeleri arasında yer aldığından, bizler ne ayrımcılık ne ayrıcalık istemediğimizi bir kez daha belirtiyoruz.

Yalnız, burada mücadele ettiğimiz temel olgunun bireyler değil, sistemler olduğunu önemle vurgulamak istiyoruz. Engelli bir bireyin, kendisine hak adı altında tanınan bir pozitif ayrımcılığı kullanıp kullanmaması onun kişisel bir meselesidir ve bunu kullandığı için suçlanması doğru değildir. Bizler Engelsiz Erişim olarak, hiçbir zaman önceliğimizin ayrıcalıklar olmayacağını, erişilebilirliği temel aldığımızı ortaya koymak istiyoruz. Burada karşı olduğumuz olgu, pozitif ayrımcılık adı altında sunulan ayrıcalıkların gerçek bir hak olarak ele alınmasıdır, kişilerin bunlardan neden yararlandıklarını sorgulamak değil. Bize göre, ister negatif, ister ayrıcalık adıyla yapılan muamelelerin her ikisi de aynı ölçüde ayrımcılıktır ve kişinin toplumdaki eşitliğine aynı ölçüde zarar verir.

4. Bir Arada Yaşam Ve tecritle Mücadele

Engelsiz Erişim’in kurulduğu günden bu yana karşısında durduğu en temel noktalardan biri de toplumdan izolasyon olmuştur. Bireylerin engellerinden dolayı toplumdan tecrit edilme girişimleri geçmişten bugüne dek halen devam etmektedir. Aslına bakılırsa, toplumdaki baskın ve çoğunlukta olan gruplar çoğu zaman azınlıkları ve farklılıkları tecrit etme eğiliminde olmuşlardır ve engelliler de bundan nasiplerini almaktadır. İşin gerçeği, bu girişimler de tıpkı ayrıcalıklar gibi, sistemin temel erişilebilirlik alanlarını sağlamak yerine, kişileri belirli alanlara hapsederek sorumluluklarından kurtulma çabasından başka bir şey değildir. Örneğin, tüm okulları engellilerin de eğitim ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde düzenlemek yerine, birkaç tane ayrı okul planlamak çok daha kolay olacaktır. Ancak yapılan her ayrıştırma ve izolasyon girişimi, hem engelli engelsiz yapay ikilemini daha da güçlendirecek, Hem de farklılıkların bir arada yaşaması yerine daha da kamplaşarak birbirlerini daha az tanımasına neden olacaktır.

Üstelik, Ayrıştırılan gruplar için belirlenen sınırlar ve koşullar, zamanla bu grupların daha da eşitsiz olmasını sağlayacaktır. Sağlamcı bakış açısıyla belirlenen normların dışında kalanların izole edilerek, tek tipçi bir toplumun oluşturulması diğer grupların daha da ezilmesine neden olacaktır. Tüm bu ayrıştırma girişimleri, Başlangıçta, engelli bireyin daha rahat etmesini amaçlar gibi görünse de, zaman içinde onu belirli kalıplara, davranış modellerine ve sınırlara hapsettiği bir çok vakada görülmüştür.

Engelsiz Erişim olarak, Gerçek Eşit, Engelsiz ve Erişilebilir hayatın, farklılıkların bir arada yaşadığı zaman elde edileceğine inanıyoruz. Bu yaşamı entegrasyon olarak ifade etmeyi doğru bulmuyoruz. Çünkü Entegrasyon dediğimizde azınlık veya eksik olan bir grubun normal ve çoğunluk olarak kabul edilen bir başka gruba dahil olmasının anlaşıldığını düşünüyoruz. O yüzden engellilerle ilgili yapılan tüm düzenleme ve erişilebilirlik tedbirlerinin farklılıkların bir arada yaşaması temelinde gerçekleşmesi gerektiği çizgisiyle hareket ediyoruz.

5. Karar Mekanizmalarının içinde Yer Alma Mecburiyeti

Günümüze kadarki engelli mücadelesine belki de en çok sekte vuran olgu, engelliler olmadan engelliler adına karar verilmesi gerçeğidir. Bu olgu belki de bize geleneksel engelli bakışının bir mirası olarak kalmıştır. Geleneksel engelli bakışı, engelliliği bireysel bir trajedi ve normalden sapma olarak görür. Uzmanların ve doktorların görevi kişiyi tedavi etmek veya mümkün olduğunca normlara yaklaştırmaktır. Haliyle normalden sapan birinin kendi hakkındaki kararları kendisinin alması da beklenemez. Sözde uzmanlar onun adına en doğrusunu bilecek ve en doğru yöntemi belirleyecektir.

İşte Engelsiz Erişim ve benzeri yapılar bu bakış açısına tepki olarak doğmuştur. Bizler her şeyden önce engellilerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi ilkesini tartışılmaz bir koşul olarak görüyoruz. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde de altı kalın harflerle çizilen “Nothing about us without us”, (Biz olmadan bizim için asla), esasını temel düsturlarımızdan kabul ediyoruz. Engellilerle ilgili yasal düzenlemeler yapılırken, çeşitli uyarlamalar belirlenirken ve denetlenirken, tüm bu noktalarda mutlaka engelli örgütlerinin de söz sahibi olmasının lütuf değil temel bir zorunluluk olduğunu tekrar belirtmek istiyoruz. Aynı zamanda, kişilerin bireysel ihtiyaç ve farklılıklarının da yapılan düzenlemelerde göz önünde bulundurulmasının çok hayati olduğunu düşünüyoruz. Örneğin, her görme engelli, engellenmişliğini farklı biçimlerde yaşayabilecek ve farklı uyarlamalar talep edebilecektir. Kimisi Bilgisayarla sınav almayı tercih ederken, diğeri Braille alfabesiyle soruları okumak isteyebilecektir. Bu nedenle, Önceden kabul edilen uzman görüşlerine bakarak bireylerin fikrini almadan yapılacak uyarlama çözümlerini doğru bulmuyoruz. Yani, engellilerle ilgili her türlü düzenlemede gerek örgütlerin, gerek bireysel engelli ihtiyaçlarının bir arada düşünülerek çalışmalar yapılması gerektiği görüşündeyiz.

6. Çözüm Odaklı Öneriler

Engelsiz Erişim olarak, kurulduğumuz 2005 yılından bu yana yaptığımız çalışmalara baktığımızda, toplumdan ve çeşitli kurumlardan taleplerimizi oluştururken, sağlam gerekçelere dayanan çözüm odaklı önerilerde bulunduğumuz rahatlıkla görülecektir. Örneğin, sesli anons sistemleriyle ilgili talepler belirlenirken, dünyadaki örnekler, ve o günkü teknolojiler incelenerek GPS odaklı bir çözüm talep edilmiş, Seçimlerin erişilebilirliği istemi ortaya konulurken de, herkesin ihtiyacına yanıt verebilecek bir pusula şablonu önerilmiştir.

Aynı biçimde, herkesle aynı filmi eşit biçimde izlemenin yolu olarak Sesli Betimleme kavramı gündeme taşınmıştır. Yani eşit, Erişilebilir ve Engelsiz bir yaşamı yalnızca sloganlara dayalı soyut istemlerle değil, somut ve karşılanabilir taleplerle elde etmeyi amaçlıyoruz. Bunu gerçekleştirebilmek için de, Başta engellilerin kendi beklentileri, dünyadaki gelişmeler, olumlu örnekler ve yapılan odak gruplarıyla taleplerimizi somut ve anlaşılır bir düzleme oturtmayı hedefliyoruz.

Eylemlilik, protesto hakkı, gösteri gibi Sivil Toplum Kuruluşlarının vazgeçilmez unsurlarını elbette bizler de destekliyoruz. Ancak, Bunları, taleplerimizi sağlam bir zemine oturtup doğru enstrümanlarla dile getirerek ve onların sonucu olarak ortaya koymayı hedefliyor ve planlıyoruz. Özetle içinde bulunduğumuz ve başlattığımız her eylemlilik ve attığımız her sloganın arkasında çözüm odaklı ve açıklanabilir bir temel olması esasını benimsiyoruz.

7. Anti Hiyerarşik Yapılanma

Engelsiz Erişim, kurulduğu dönemlerde uzun süre bir başkan seçme ihtiyacı duymamıştır. Dernek oluşumunu da Ancak resmi noktalarda hak temelli taleplerini yeterince dile getirme olanağı bulamadığı için 2011 yılında tamamlamak zorunda kalmıştır. Tüzüğümüzün ve kanunların oluşturmamızı zorunlu kıldığı bir başkan ve yönetim kurulumuz olmakla birlikte, Bugüne kadar dernekteki hiçbir karar yalnızca yönetim kurulunca alınmamıştır. Kurulduğu günden bu yana on beş günde bir herkese açık yapılan toplantılarda tüm kararlar alınmış, kararlar alınırken, oylama yapmak yerine herkesin ortak müşterekte buluşabileceği ve kendisini arkasında hissedeceği biçimde çalışmalarımız oluşturulmuştur. Tüzük gereği oluşturulan Başkan ve yönetim kurulunun asıl görevi herkesçe alınan kararları koordine ederek hayata geçmesi yönünde daha çok inisiyatif almak şeklinde belirlenmiştir. Engelsiz Erişim’in tüm çalışmalarında her üye bir hiyerarşi olmaksızın görev alır ve almaya devam edecektir.

Böyle bir çalışma yöntemi izlememizin en temel nedeni, Engellilerin karar mekanizmalarında yer alması ve her bireyin meselelere katacağı zenginliğe olan güvenimizdir. Temel ilkelerimiz benimsemiş her Engelsiz Erişim üyesinin kendi yaşam alanlarındaki deneyimleri, ve getirdikleri bugüne kadar doğru çalışmalar yapmamızı sağlamıştır. Bundan sonra da hukukun izin verdiği ölçüde anti hiyerarşik bir çalışma yöntemi izleyerek, her üyenin maksimum enerjisi ve birikiminden yararlanmayı arzuluyoruz.

Sonuç

Yazının başında da belirttiğimiz üzere, Engelsiz Erişim olarak yukarıdaki ilkeleri belirleme ve duyurmamızın amacı tüm kamu oyuna engelliliğe bakışımız ve vizyonumuzu doğru biçimde anlatmak ve bu vesileyle tarihe bir not düşmektir. Engelsiz Erişim düşüncesi, Toplumda engelsiz, eşit ve erişilebilir bir yaşamı benimser. Böyle bir yaşamı, toplumun dışında izole olarak değil, tam içinde ve herkesle bir arada yaşayarak, bizzat kendileriyle ilgili alınan tüm kararların göbeğinde yer alarak, taleplerini bilimsel ve sağlam gerekçelere dayandırarak anti hiyerarşik bir çalışma düzeni içinde gerçekleştirmeyi hedefler ve planlar. Kişileri toplumdan ayrıştırabilecek soyutlayıcı tutumlara, Engelli engelsiz ikilemini daha da arttıracak ve mevcut eşitsizlikleri daha da güçlendiren negatif ayrımcılık ve pozitif ayrımcılık adı kullanılarak gerçekleşen ayrıcalıklara karşı çıkar. Engelsiz Erişim, çevresel faktörlerin bir engel olmaktan çıktığında ve engelli bireylerin kendilerini sağlamcı bakış açısından kurtararak eksik ve anormal şeklinde tanımlamadıklarında, fiziksel farklılıkların yalnızca insan çeşitliliğinin bir parçası haline geleceği düşüncesini taşır.

Farklılıkların bir arada, ön yargısız, engelsiz, eşit ve erişilebilir biçimde yaşayabildiği bir dünya dileğiyle.