Bulutların üzerinde süzülen devasa, üç boyutlu bir sonsuzluk sembolü yer alıyor. Solu altın sarısı, sağı gökkuşağı renklerinde, metalik ve cam benzeri parlaktır. Altta bulutlar, uzakta karlı dağlar, üstte açık mavi gökyüzü ve sağ altta küçük bir yıldız görünüyor.

 

Engelsiz Erişim Derneği olarak, nisan ayında ‘Otizm Farkındalığı’ adı altında pazarlanan patoloji paradigmasına ve bu anlayışın beslendiği sağlamcılığın yeniden üretilmesine karşı itirazımızı yükseltiyoruz. Biz, nöroçeşitliliği otistiklerin en temel onurlu yaşam hakkı olarak görüyoruz. Otistik varoluşu bir ‘bozukluk’ değil, insan çeşitliliğinin doğal bir parçası olarak kabul ediyor, maskeleme zorunluluğunun olmadığı, duyu dostu ve onurlu bir erişimin sağlandığı bir dünya için mücadele ediyoruz.

Bugün otistikler; eğitim, sağlık ve çalışma yaşamı başta olmak üzere neredeyse her kamusal alandan sistematik olarak dışlanmaktadır. Bu dışlanma hali, erişilebilirlik bariyerleri yerine otistik olmanın ‘doğal bir sonucu’ gibi algılanarak normalleştirilmektedir. Oysa sorun otistik varoluşta değil, duyu dostu olmayan mekanlarda, açık iletişim kurulmamasında, maskeleme dayatmasında ve destek hizmetlerine onurlu erişimin sağlanmamasındadır. Bu sistemsel dışlanmayı kırmak ve gerçek bir kabulü inşa etmek istiyoruz.

Otistiklerin insan onuruna yakışır bir eğitim alabilmesi, ancak tıbbi modelin dayatmalardan uzak bir nöroçeşitlilik perspektifiyle mümkündür. Gerek okula kayıt sürecinde gerekse eğitim hayatının devamında karşılaşılan tüm engelleyici tutumlar ve dışlamalar, anayasal bir hak olan ‘eğitim hakkı’ kapsamında değerlendirilmelidir. Eğitimde fırsat eşitliğini yok sayarak bu hakkı gasleden kişi ve kurumlara karşı caydırıcı cezai yaptırımların uygulanmasını talep ediyoruz. Eğitim, otistiklerin ‘uyumlanması’ gereken bir yer değil; devletin her türlü duyusal ve bilişsel farklılığa uygun olarak sunmakla yükümlü olduğu anayasal bir ödevdir.

Eğitim hayatında karşılaşılan bu ayrımcı pratikler, çalışma yaşamına katılan otistikler için de benzer bir döngüyle devam etmektedir. Erişilebilirlikten uzak ve duyusal yükü artıran kurum tasarımları, maruz kalınan sistemli mikro saldırganlıklar, otistik emeğinin görünmez kılınmasına ve dışlanmasına neden olmaktadır.

Bu dışlanmayı kırmak için kurumların ışık, ses ve iletişim protokolleri açısından duyu dostu hale getirilmesi ve esnek çalışma modellerinin bir erişilebilirlik hakkı olarak tanınması şarttır. Ayrıca iş yerlerinde nörotipik dayatmalardan uzak, anti-sağlamcı bir kültürün inşa edilmesi ve destek mekanizmalarının otistik özneliğini zedelemeden kurgulanması temel talebimizdir.

Kalabalık, duyusal erişilebilirliğin olmadığı, açık iletişim ve ayrıntılı bilginin edinilemediği bir sağlık sistemi; otistiklerin en temel hakkı olan nitelikli sağlık hizmetine erişiminin önündeki en büyük engeldir. Engelli raporlarının ‘ne yapamaz’ üzerinden değil, ‘hangi destekle neleri yapabilir’ odağıyla düzenlenmesi, doğru destek mekanizmalarına erişimin en temel yoludur. Mevcut sistemin bireyi eksiklikleri üzerinden tanımlayan sağlamcı dili terk edilmeli; raporlar, otistiklerin toplumsal yaşama katılımını kolaylaştıracak duyusal ve bilişsel desteklerin tespiti için bir araç haline getirilmelidir. Sağlık sistemindeki yapısal sorunların başında gelen 15 dakikalık kısıtlı psikiyatrik görüşme süreleri sadece otistikler için değil, nitelikli hizmet bekleyen tüm özneler için artırılması haktır. ‘Hızlı çözüm’ baskısının yerini nitelikli dinleme ve anlama sürecine bıraktığı bir dönüşüm şarttır.

Biliyoruz ki sorunlar derin, engeller çok katmanlı; ancak çözüm, otistikleri sistemin kalıplarına hapsetmekte değil, sistemin kendisini dönüştürmesindedir. Bu nisan ayında ve sonrasındaki her gün sadece ‘fark edilmeyi’ değil, eşit özneler olarak tam katılımı, onurlu erişimi ve nöroçeşitli bir geleceği talep ediyoruz. Sağlamcı barikatlar yıkılana dek mücadelemiz, sesimiz ve varlığımız kamusal alanın her noktasında yankılanmaya devam edecektir. Tüm yaşamı eşit, erişilebilir ve engelsiz kılıncaya dek mücadeleye devam edeceğiz.